16 Nisan 2011 Cumartesi

Fenerbahçe - Galatasaray Medical Park 80-68

Sezon başından beri formalite icabı oynanan normal lig sezonu sonunda bu iki takımın finali bekleniyordu. Onlar açısından önemli olan Caferağa'dan mümkün olduğunca uzakta bir final serisi yaşamaktı ama daha ilk maçtan kaybederek kendilerini bu kabusun içinde buluverdiler. Saat altı civarında salonun önüne varınca Caferağa gişeleri önünde uzayan kuyruk açıkçası daha önceki derbideki kadar değildi. Sanırım bunda sebep bir kesim taraftar gruplarının Samandıra'ya futbol takımı antrenmanına gitmesiydi. Bilet satışının saat yedide başlayacağı yazan bir kağıt camda asılıydı ancak satışlar saat altı buçuk gibi polis veya özel güvenlik önlemi olmadan başlayıverdi. Gişedeki adam her ne kadar kişi başı bir bilet vermeye çabalıyorsa da o kargaşa ortamında daha fazlası mümkün oldu, tabii buna kızıp kuyruk arkasından öndekilere ayar veren yaşlılarda vardı. Biraz dışarda durduktan sonra salon içine girince karşılaşılan manzara artık bizi şaşırtamazdı. Sol tarafın bütün ön koltuklarına özel güvenlikçileri önceden oturtup dizivermişlerdi, ilerleyen zamanda on kadar polis görevlisini daha buraya yolladılar. Vaziyet böyle olunca sorumlu amirleri kimdir diye sorup onunla tartışmamız da başlayıverdi, kulübün güvenlik amiri gelip bizim abdi ipekçi'de ki önlemlere kıyasla eleştirilerimize karşın; bu kararların valilik-emniyet-federasyon talimatları olduğunu, oradaki fiziki koşullarla bu salonun aynı olmadığını, burada elinizi uzatsanız atkıyı sallasak oyuncuya değebileceğimizi falan içeren bir konuşmadan sonra kendisinin de bizim tarafımızda olduğunu söyleyerek yanımızdan ayrıldı. Buradaki önlemler rakibin sahasında oynanan maçlara göre çok daha sıkıydı ama maç vakti yaklaşınca gelen tribün amigolarının ön koltuklara ve sete yerleşmelerine mani olamadılar. Henüz bizim oyuncular salona yeni girmiş ve telefonlarıyla konuşur halde soyunma odasına yürürken uzaktan onları farkedip seslenerek selam vermeye başladık, salon maça iki saat varken boş gibiydi, az sayıda taraftarın Fener-bahçe oley tezahüratı bile müthiş ses yapıyordu, oyuncular da el sallayarak içeriye yöneldiler. Rakip takımdan kimse yokken ortalıkta gözüken gs eşofmanlı birine makara yapılmaya başlandı, mal mal malzemeci diye bağırılıp ıslıklanıyordu. Salonun protokol arka kesimi ile sağ tarafı oturacak olanlarca hızla doldurulmuştu, kuyrukta gördüğüm salonlara gide gele göz aşinalığım olan bazı galatasaray-efes kırması olanlar salonun bize uzak taraflarına doğru oturmuşlardı. Salon dışındaki taraftar grupları da içeriye yığılmaya başlayınca sol tarafta önlerde olduğu gibi üstlerde de sıkışıklık artıverdi. Protokol arkası kısmına maça doğru bazı yaşlı teyzeler de geliverdi, basketbol camiasından kimi yüzler de göze çarpıyordu. Şaziye'nin kardeşi Naile, Nilay Yiğit burada otururken; bizim eski oyuncularımızdan Şükran ve Gergena ise medyaya ayrılan pota arkası kısıma yöneliverdiler. Daha sonra voleybol takımı menajeri Violet Duca gözüktü, yer ayarlamaları için uğraşılıyordu, onun ardından maça doğru Eda Erdem ile nişanlısı da geliverdi. Ortaya gelip oturan siyahi bir kızın ise Angel ile bir yakınlığı olduğuna kanaat getirdik. Bizim takım oyuncularından maç öncesi bazısı şut atmaya geldiğinde alkışlar yükseliverdi, Anete ve Horakova'ya ilgi gösterildi. Takım resmi ısınma periyodu için anonsla sahaya davet edilirken ben koridora su almaya gidivermiştim. Su bardaklarının hepsini ağızları ucundan açık şekilde kartonlara dizip ayrı bir yerden satıyorlardı, aldığım suları protokol ile aramda kalan merdiven boşluğuna stokladım. Tribün yeterince kalabalık yerleşmiş ve takımın sahaya çıkmasıyla tezahüratlara yüklenmekteydi. Oyuncular sırasıyla bireysel tezahüratlarla çağırılmaya başlandı, bu faslın Abdi İpekçi'ye göre daha düzgün yapılması güzeldi. Rakip oyunculardan bir kısmı sahaya ilk çıktıklarında uğultularla karşılanmıştı. Çok erken vakitten ışıl pabucu yarım çık dışarıya oynayalım sesleri yükselmeye başlamıştı. Sahada şut atanlar arasında olmadığı halde "bu kadar erkek seni bekliyor" "ışıl gelmezse biz geliriz" vb. sesler yükseliyordu. En sonunda ortaya çıktığında kaşar ışıl sesleri tekrar ortalığı sarıverdi. Aslında ilgi sadece ona yönelik olmadı, bu sefer tuğba'da peynir çeşitlemesinden nasibini alıverdi, bir yandan da yabancı oyuncularına bireysel laf atmalar ile burada kimin borusu öter mesajları iletilmeye çalışılıyordu. Tabii sürekli içeriye yeni gelen taraftar gruplarıyla beraber farklı farklı içeriklerle laf atmalar sürüverdi, bu maç ışıl daha önceki seferde olduğu gibi tribünün buraya gelmeyen Fenerli olsun çağrısına kulak vermedi. GFB alt grup amigolarından biri salona girdiği gibi sinir bozucu şekilde etrafa heey noluyor ayıptır yapmayın gibisinden tavırlarla susturmaya çalıştı, belli ki yöneticilerden bunun abilerine dolaylı olarak buna talimat gelmişti. Isınmaların ortasında kaptan Nevriye tribünün önüne gelerek oradakilere lütfen rakip oyunculara kötü sözler söylemeyelim isteğinde bulundu ki , bunu söyleyen daha geçen hafta küfürün en kabasını toplu halde üstüne çeken oyuncularımızdan birisiydi. Protokolün önünde oturan federasyon görevlisi ali uras'ın yanına gelen kel şişko bir gs takım idarecisi taraftarların küfür ettiklerinden şikayetçiydi, bunun üzerine ona taşarak kendi salonlarında kulağına pamuk mu tıkadıklarını soruverdik, zaman zaman yaka kartlarıyla federasyon güvenlik sorumluları yanıbaşımızda bitip duruyordu. Maçın başlamasına yakın bir zamanda Aziz Yıldırım ve galatasaray başkanı adnan polat yanlarındakilerle beraber gözüküverdiler. Kendi oyuncularımıza tezahüratlar yapılırken bunların tamamlanmasıyla beraber ilgi gs başkanına yönelerek, kümede kal galatasaray ve bankasya temalarına geçiş yapıldı. Anonsların ardından potaya son şut turlarını yapan oyuncular tribüne çağırılarak tezahüratlarla motive edilmeye başlandı, oyuncular alkışla karşılık verdi. Maç öncesi yapılan avaz avaz tezahüratı maç içinde dördüncü set sırasında bir mola da tekrar edildi. Hatta pota arkasında oturan Tammy Sutton Brown bile eşlik edercesine melodiyle uyumlu sesler çıkarıp keyifle tribünü izliyordu. Salona geldiğinde selamlaştığımız Eda nişanlısıyla protokolün tribüne yakın tarafında oturmuşlardı. Maç başlamadan önce bütün salon ayağa davet ediliverince ayağa kalkmayan cimbomlu olsun gazlarına dayanamayan Eda ile nişanlısı da kısa bir süreliğine ayaklanıverdi. Maç sırasında da oldukça heyecanlı takip ediyordu, sürekli onu izlemiyordum ama tam aynı hizamda sağımda olduklarımdan ellerinin kollarının hareketi dikkatimi çekiyordu, tam içimizden bir Fenerbahçeli olduğunu yansıtıyordu. Yapılan kasap havası ardından salon biraz daha ısınıverdi, zaten çok uzun süre önceden başlayan tezahüratlarla erkenden terlemeye başlamıştık. Maçın başlamasından önce de söylenen yenilerden bir beste ile maça da giriş yapıldı. "Saldırın forma için sizde savaşın,Şampiyonluk inanın şimdi çok yakın,Kupalar yükselecek ellerimizde,Vurun kırın parçalayınVurun Kırın PARÇALAYIN!!!" Tezahürat hava atışında topun rakibe geçmesiyle birlikte kesilip ıslıklar uğultular yükselmeye başladı, alıştığımız şekilde sol tarafın üstlerinde belli bir kesim tezahüratları devam ettirirken geriye kalanlar baskıya yöneliyordu. 80'lerin tribün liderlerinden Pepe Metin, Kürt Metin gibi birkaç kişi daha gelip en önde ilk yarıyı izlediler, ikinci yarı neredeydiler farkedemedim. Salonda o atmosferin içinde olunca doğal olarak çalınan düdükler, rakip oyuncuların tavırları hareketleri herşeyi bir gerginlik sebebi oluyordu. Onları hataya sevketmek, kendi oyuncularımızı gaza getirmek için sahada fiziki olarak yer almasakta tribünden bütün çaba sergileniyordu. Önümüzde top kaybı yapan oyuncuya taşmak, rakibe baskı kuran kendi oyuncumuza haydi diye coşturmak, hakemleri terleten sert tepkiler, atılan sayıyla coşup rakip oyunculara kol geçirmeler falan... klasik bir Caferağa derbi günüydü ama bu sefer biliyorduk ki takımın taraftara önceki senelerden daha çok ihtiyacı vardı. Aramızda kulaklıkla radyodan voleybol maçını takip edenler vardı, maç sırasında sık sık skor sorarak etrafa maçtan son durumu iletiyorduk, alınan her setle beraber etrafta dalga dalga yayılan bir sevinç ve el çakmalar olmaktaydı. Ankara'da maçın son seti oynanırken radyoda dönüşümlü yayın yapıldığından bizim heyecan artmıştı, en sonunda maçı aldığımızı öğrenince doğal olarak etraftakilerin çoğu voleybol maçlarını da takip edenler olduğu için herkes mutlu oluverdi. Yan taraftaki Eda ve Violet maçın skorunu merak ediyordu, parmak işaretleriyle haber etrafa yayıldı. Bir süre sonra da salondan Mustafa Özben tarafından anons yapılınca bütün salon ayaklanıp her zaman her yerde en büyük Fener diye inleyiverdi, gerçekten kilometrelerce ötedeki bir maç skorunun sevinciyle tüyleri diken diken eden bir moral anı oluverdi. Haydi bakalım şimdi sıra arkasta dedikten sonra tekrar işimize dönüp Fenerbahçe koy oleey...cimbomboma koy oley diye tezahüratlar devam etti. Daha sonra yapılan erkek basketbol maçı anonsu daha beklenen bir galibiyet olduğu için aynı coşkuyu vermedi. Salonun sol tarafı takımı ittirmek için uğraşıyorken, geriye kalan kısımlar nedense belli gaz anları haricinde yeterli seviyede katılımcı gözükmüyordu, zaman zaman defans çığırtkanlığıyla ıslık yapmaları için o taraflara yukarılara haydi diye işaretle gaz vermek icap ediyordu. Hadi aralara girivermiş renksiz rakip seyircileri bir kenara koyarsak, bu düzeyde tribün desteği gerektiren maçta tüm maç boyu oturarak maçı seyretmek için gelmiş olanları görmek hoş olmuyor. Devre sonuna doğru iyi bir düzeyde olan fark bir anda yaşanan gerilim ardından azalıverdi, iki takım oyuncuları birbirlerini iterken tribünden yine .bneleşti galatasaray sesleri yükseliyordu. Yalnız tribünün alt kısmında önde set üzerinde o kadar fazla adam vardı ki, bir kısmı sahaya bakmadığından kavga varken dahi lalaylay diye birşeyler girmeye çalışıyordu. Maçın gidişatı içinde oyunda durumlara göre etraftakileri maçın içinde tutmak için biraz daha iyi takip etmek gerekiyor. İlk devre bitimi oyuncular soyunma odasına yönelirken rakip takımın kullandığı tribünün sağına yakın olan kapı tarafına en soldan fırlatılan bir çakmak oradaki brandalara çarparak yere düşüverdi. Biraz o köşeden laf atışmalarıyla içeriye gidiverdiler. Bütün salon katılımı istenerek yapılan milyonlarca ile ikinci yarıya giriş yapılıverdi. İkinci yarılarda rakip takımlar bizim önümüzdeki potaya hücum ettiklerinden sanki artık kontrol bizdeymiş gibi daha bir rahat hissederim. Gene böyle bir ikinci yarı performansıyla oyuncuları daha sert ve hırslı savunmaya teşvik ederekten, ribaundlar için el vererekten, rakibin kaçan şutlarıyla morallerini bozaraktan zaman akıverdi. İyice sinirleri bozulan rakip oyuncuların ve koçun hakemlere yakarışları fayda getirmeyecekti. Yaptıkları her hata ile ön taraftaki taraftarlar büyük bir coşkuyla yığılırken, yukarıdan girilen tezahüratlarla saldır saldır Kanarya diyerek takım itiliyordu. Angel maçın hem hücum hem savunma yönünde etkili isimlerindendi. Büyük bir istek koyarak oynadığını hissettirmesi yanısıra sayılarından sonra tribüne dönerek gaz veren hareketleri ile karşılıklı iyi bir elektrik alışverişi yaşandı. Maç sonuna doğru salonun geri kalanı ayaklandırılarak karşılıklı Fenerbahçem benim biricik sevgilim yapıldı, tezahürat mola bitimiyle beraber sonlandırılıp hemen oyun akışına dönüldü. Maçta galibiyete yaklaşılırken yaptığımız "Fenerbahçe çok pis koyar.." o kadar coşkulu ve eğlenceliydi ki, yan taraftaki Eda şaşkınlıkla tribüne bakıyordu.



Bizim başkanın maç içindeki mola verir gibi işaretini yanımda duran biri daha gördüğünü söylemişti, ben hadi canım bir de taktik işlerine mi karışıyor desem de böyle bir resim çekilivermiş, mola mı istiyor yoksa teknik faul mü bilmiyorum.


Zavallı adnan polat ise takımının verdiği hüsranla kahrolurken, tribünden bizim sataşmalarımız yanısıra yükselen toplu tezahüratları da sineye çekmek zorunda kalıyordu. Maç sonu skorun garantilenmesiyle gene kümede kal temalarına dönüldü.


Sallasana mendilini... tezahüratı başladığı anda yan taraftaki Semih Özsoy tribüne dönerek yapmayın diye işarette bulunduysa da kimsenin durakladığı olmadı. güle güle, adnan polat el salla... vb. sataşmalarla kendisini uğurladık.




Maçın bitimiyle hemen sol köşeye taraftarların önüne gelen takımımız eller ortada kenetlenerek Fener-bahçe çekiverdiler, tribünden ise aşkınla olduk derbeder,bu sevgi bir ömre bedel,Fenerbahçeli olmanın gururu bizlere yeter... tezahüratı yükseliyordu.


Tezahüratlarla coşmuş taraftarları alkışlayan oyuncular karşılıklı tezahürat yapılmayacağı hissiyle soyunma odasına yöneldiler.


Diğer köşede ise rakip takım oyuncularının çıkışı ardından orada bir takım elektriklenmeler yaşanıyordu.





Yorgun bir halde soyunma odasına yönelen oyuncular bir kez daha tribüne çağırılınca önce uzaktan alkışla yanıt verseler de, biraz ısrarla taraftar önüne tekrar yöneldiler. Bu esnada üstlerden yükselen "döndük sahaya doğru,açtık ellerimizi...." tezahüratına katılım fazla olmadan kesiliverdi. Zira oyuncular zaten ayakta zor duruyorlardı, hızlı bir şekilde karşılıklı Sarı-Lacivert yapıldı, şampiyon Fener kısmında iki tarafında büyük bir gazla bağırması çok keyifliydi, pazar günü bu işi bitireceğimizi hissettirdiler.











Aynı taraftarının ve oyuncularının üzerlerindeki formalar tshirtler gibi sırılsıklam olmuş gömleği ile dikkat çeken Coach Lazslo Ratgeber; maç sonunda soyunma odasına doğru yönelirken önce sağ duvardibindeki taraftarlarla sıcak diyaloğa giriverdi, daha sonra Mustafa Özben'in yanına gelip röportaj için onu çağırmasıyla kameranın olduğu köşeye hareketlenirken, sol taraftan yükselen "Ratgeber Ratgeber i love you Ratgeber" tezahüratlarıyla, elindeki ceketini yere bırakıverdi. Bir an bu sahneyi görünce hoca secde mi edecek diye şaşırdım ama daha güzelini yapıp taraftara saygıyla selamla tapınma hareketi yapıverdi. Yerden ceketini alıp köşeye giderken önlerden ilgi devam edince yumruğunu kalbine vurarak taraftarlara aynı şekilde karşılık verdi.


Tribündekiler dağılmadan önce bir baba hindi yaparak akşamı tamamladılar.


Umarım pazar günkü maçta aynı şekilde herkesin akıttığı terin hakkının şampiyonluk kupasıyla ödüllendirileceği bir gün olarak sezonu tamamlarız.

Kraliçeler gs'ye şans tanımadı : 80-68 (2-1) !!!



Fenerbahçe, Evinde Büyük Avantaj Yakaladı
15.04.2011

Türkiye Bayanlar  Basketbol Ligi play-off final serisi üçüncü maçında Fenerbahçe, Caferağa Spor Salonu’nda Galatasaray Medical Park’ı 80-68'lik skorla mağlup ederek durumu 2-1’e getirdi.


Türkiye Bayanlar  Basketbol Ligi play-off final serisi üçüncü maçında Fenerbahçe, Caferağa Spor Salonu’nda Galatasaray Medical Park’ı 80-68'lik skorla mağlup ederek durumu 2-1’e getirdi. Serinin dördüncü maçı 17 Nisan Pazar günü saat 15:30 oynanacak ve Sarı Lacivertliler bu karşılaşmadan da galibiyetle ayrılması durumunda 2010/2011 sezonunu şampiyon olarak tamamlayacak.

Caferağa Spor Salonu’ndaki mücadeleyi Türkiye Basketbol Federasyonu Genel Sekreteri Ali Özsoy, A Milli Kadın Takım Menajeri Canan Erdoğan, Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım, Galatasaray Spor Kulübü Başkanı Adnan Polat’ın yanı sıra Fenerbahçe ve Galatasaray Spor Kulübü Yönetim Kurulu Üyeleri de izledi.

Bahar Çağlar ve Anete Jekabsone’un karşılıklı basketleriyle başlayan mücadelenin ilk iki dakikasında takımlar skor bulmakta zorlanmadı. İlk üç dakikası 6-6 eşitlikle geçilen karşılaşmada Nevriye Yılmaz’ın pota altı basketiyle Fenerbahçe durumu 8-6’ya getirdi. Baskılı adam adama savunmaların yapıldığı bu bölümde Seimone Augustus’un orta mesafe isabetiyle skora denge geldi (10-10). Boyalı alanda Nevriye’nin hücum ribaundlarındaki etkinliği sonrasında Galatasaray Medical Park alan savunmasına döndü. İlk periyotu Fenerbahçe, 18-16 önde tamamladı.

İkinci periyotun ilk dakikalarında da takımlar skor bulmakta zorlanmadı. Nevin Nevlin ve Nevriye Yılmaz ikilisiyle skor üreten Fenerbahçe karşısında Galatasaray Medical Park, Sylvia Fowles ile Doneeka Hogdes’un basketleriyle durumu 22-22’ye getirdi. Angel Mc Coughtry ile bu bölümde penetrelerden skor üreten Sarı Lacivertliler, yakaladığı 9-2’lik seriyle farkı 16.dakikada 7 sayıya çıkarttı (31-24). Tamika Catchings’in turnikesiyle hücumdaki suskunluğunu bozan konuk ekip, Fowles’un da turnikesiyle durumu 34-28 yaptı. Ancak Fenerbahçe, devre sonunda soyunma odasına 38-34 üstün giden taraf oldu.

Seimone Augustus ve Angel Mc Coughtry ikilisinin sayılarıyla üçüncü periyotun ilk iki dakikası geride kaldı. Bahar Çağlar’ın pasında üç sayılık basket bulan Tamika Catchings, 24.dakikada skora dengeyi getirdi (41-41). Bu bölümde Nevriye Yılmaz, Hana Horakova ve Ivana Matovic üçlüsüyle skor üreten Fenerbahçe, farkı da 6 sayıya çıkarttı (49-43). Mola alan Galatasaray, ara sonrasında Tamika Catchings ile basket bulmasına karşın savunmada Horakova’yı durdurmakta zorlandı. Seimone Augustus’un hücum ribaundundan kaydettiği basketin ardından mola alan Sarı Lacivertliler, Tuğba Palazoğlu’nun üç sayı denemesinde isabet bulamayınca, periyotu dört sayı farkla 61-57 önde tamamladı.

Mücadelenin final periyotuna Fenerbahçe, Ivana Matovic, Anete Jekabsone ve Kristen Nevlin üçlüsüyle yakaladığı 7-0’lık seriyle başladı ve 33.dakikada farkı 11 sayıya çıkarttı (68-57). Sylvia Fowles’un serbest atışlarıyla bu periyottaki ilk sayılarını kaydeden Galatasaray Medical Park, rakibinin tam saha baskılı savunması karşısında ise organize olmakta zorlandı. Doneeka Hodges’ın üç sayı isabetiyle hücumdaki suskunluğuna son veren Sarı Kırmızılılar, 36.dakikada durumu 70-62 yaptı. Angel Mc Coughtry’nin orta mesafe isabeti sonrasında mola alan Galatasaray Medical Park, ara sonrasında Seimone Augustus ile basket buldu. Ancak son bölümde özellikle Hana Horakova ve Birsel Vardarlı ikilisiyle oyunun kontrolünü elinden bırakmayan Fenerbahçe, karşılaşmadan da 80-68 galibiyetle ayrıldı.

SALON: Caferağa Spor Salonu

HAKEMLER: Mehmet Keseratar – Kaan Büyükçil – Turgut Işık

FENERBAHÇE (80): Anete Jekabsone 8 (2 ribaund), Hana Horakova 14 (6 ribaund- 1 asist), Birsel Vardarlı 5 (2 ribaund- 2 asist), Esmeral Tunçluer (1 ribaund- 1 asist), Nevriye Yılmaz 14 (3 ribaund- 4 asist), Ivana Matovic 13 (8 ribaund- 1 asist), Nevin Nevlin 4 (6 ribaund), Angel MC Coughtry 22 (4 ribaund- 5 asist)

6ALATASARAY MEDİCAL PARK (68): Tuğba Palazoğlu (1 ribaund- 1 asist), Doneeka Hodges 9 (1 asist), Bahar Çağlar 4 (2 ribaund- 6 asist), Işıl Alben 4 (2 ribaund- 2 asist), Gülşah Gümüşay, Tamika Catchings 18 (3 ribaund- 4 asist), Seimone Augustus 16 (7 ribaund- 1 asist), Syliva Fowles 17 (7 ribaund)

1.PERİYOT: 18-16
2.PERİYOT: 20-18
3.PERİYOT: 23-23
4.PERİYOT: 19-11

Fenerbahçe – Galatasaray Medical Park Maçının Ardından


Türkiye Kadınlar Basketbol Ligi’nde Fenerbahçe ile Galatasaray Medical Park arasında oynanan final serisinin üçüncü maçı sonrası antrenörler mücadeleyi değerlendirdi.
Fenerbahçe Baş Antrenörü Laszlo Ratgeber, çok önemli bir karşılaşmayı kazandıklarını söylerken, “Final havasında bir maç oynandı. Maç boyunca oyun planımıza sadık kaldık. Planımızı sahaya yansıtıp, bireysel performanslar da ön plana çıkınca bugün olduğu gibi maçları kazanmayı başardık. Şayet taraftarımız olmadan bu maçı kazanmamız zor olurdu” dedi.

Galatasaray Baş Antrenörü Ceyhun Yıldızoğlu ise ilk yarıda iyi mücadele ettiklerini söylerken, “Rakibimiz, Fowles’ın ikinci yarıda yaşadığı sakatlık sonrasında ribaundlarda etkili oldu. Bizim amacımız dördüncü maçı kazanarak seriyi yeniden Abdi İpekçi Spor Salonu’na taşımak olacak. Bunu da gerçekleştirebilecek gücümüzün olduğuna inanıyorum” diye konuştu










****************************************************
* Tebrikler Kraliçeler ve teknik heyet.

* Beklediğim gibi geçti maç.Ambiyans harikaydı taraftara tebrikler,oyuncularımız mücadele ettiler ve sonuç geldi.
* 2.maçta eleştirdiğim ,hiç mücadele etmeden,savunma yapmadan teslimiyetçi bir görüntü olmamalıydı ,olmadı.
* Maçı getiren noktalar ; İstek,arzu ve mücadele,geniş rotasyon,Angel'in Winner özelliği,Horokova'nın esktra katkısı ve ribauntlardaki 35-24'lük üstünlüğümüzdü.
* İki takım arasında en önemli fark ; bizim kaliteli yerli rotasyonumuzdu.gs'yi 3 zenci Amerikalı sırtlıyordu.İşte biz mücadele etmediğimizde 3 Amerikalının performansı bizi yenmeye yetiyordu.Dün Esmeral sakatlığı nedeniyle olmamasına rağmen onun süresini kullanan ve ekstra katkı yapan Horokova da katılınca Fowles,Tamika ve Augustus'un 60 sayı atması yetmedi.Fark şurada görülüyor ; gs'nin 68 sayısının 60'ı yabancılardan,bizim 80 sayımızın 57'si yabancılarımızdan,23'ü yerlilerden.
* Benim seri başında ümitsiz olmamın sebebi ,saha avantajını kaybetmemiz nedeniyle ve de oyuncularımızın istikrarsız performansları yüzünden 3 Zenci Amerikalı'nın dominasyonuydu.Makyavelizm konusunda şanı arşa ulaşan gs'den hiç bir zaman saha içi şartlardan çok fazla çekinmedim.''Başarıya giden her yol mübahtır'' makyavelist felsefesini şiar edindikleri için her türlü pisliği,çirkefliği,hinliği yapacaklardı.Hacettepe komplosunun arkasında da  bizim yönetimin göremediği (!) bunlar vardı.12 bin kudurmuş önünde işimiz zordu ama 1.maçta olağanüstü oynayarak şemsiyeyi tersine çevirdik.Caferağa'ya işi döndürmek olayı % 80 bitirmek demekti.Dün de Caferağa'nın rolünü gördük.Şu maçtan önce resmi sitelerinden çocukca gene ezikliklerini gösteren açıklama koymalarının etkisini dün gördük ;

Tamika'nın hakemin suratına yaptığı o küstah hareketi hakemin afiyetle yutması ve görmezlikten gelmesinde şu açıklamanın etkisi vardı.Ancak neticeye etki edemediler.Yetmezdi ve yetmedi bu tür ucuz,basit hesaplar,oyunlar.
* Nevriye sakatlıktan sonra bu maça iyi başladı ve 30.46 dk.da 14s.3r.4a.ile iyi katkı verdi.Maç öncesi Işıl'a küfür etmemeleri için taraftara rica etmesi sportmence bir davranış ama  Işıl Albeni hakettiği davranışı görüyor.Hiç kimse Fenerbahçe'den ''Fenev'' diye bahsedemez.Ederse her yerde her şekilde tepki görür.O yüzden Nevriye sadece işini yapmalı.
* Horokova.Açıkcası çok eleştirdiğim ve bu seride yabancı kontenjanı yüzünden tribünde yer almasını istediğim oyuncuydu.Eleştirmemin sebebi sadece mücadele ederek katkı yapmaya çalışmasının yetersiz olduğunu,hiç potaya bakmamasının,insiyatif almamasının  dezavantaj olmasını düşünmemdendi.24 dakika sahada kalıyor sadece 4 serbest atıştan skor buluyordu.Skora katkı yapmayan guardları sevmiyorum prensip olarak.Dün Horokova ikinci yarıda taşın altına elini soktu ve müthiş performans gösterdi.22 dk.14s.6r.1a.ekstra katkı demek.Geldiğinden beri çok az böyle maçı var.Sanırım bir de Ummc iç saha maçında böyle iyi oynamıştı.Bu oyuncu Dünya Şampiyonasının MVP'si,Avrupa'nın En İyi Guard'ı seçildi ama bizim takımda bu seçimlerin haklılığını pek görememiştik.Batur Abi bile ''Bugüne kadar yaptığım tenkitlerin hepsini bugün geri alıyorum'' dedi.Ben geri almıyorum çünkü haklı olarak eleştirdik.Yalnız insanlığı süper.Çok sempatik ve bu formaya yakışan bir kişilik olduğunu maç sonrası röportajlarında görüyoruz.
* Anete.Kesinlikle oynaması lazım dedik.Çünkü alan savunmasına karşı üçlük tehditi olan oyuncumuz çok azdı.Angel daha çok içeri penetre ederek oynayan ve kısa mesafe şutu olan bir forvetti.Anete dün ikinci yarıda soktuğu 2 kritik üçlükle rakibin yaklaşmasını önledi ve momentumu elimizde tutmamızda önemli etken  oldu.
* Matoviç.Büyük maçların büyük oyuncusu olduğunu bir kez daha gösterdi.13s.8r. ve Fowles ile içeride gerçek anlamda boğuşan tek oyuncuydu.Ayrıca psikolojik olarak Amerikalıları delirtmesi de önemliydi.
* Newlin maçın belirleyici faktörlerinden ribauntlarda 6 ribauntu ile farkettirmeden önemli katkı yaptı.15.19 dk.4s.6r.
* Ve Angel.Beni haklı çıkardığı için kendisini kutluyor ve tebrik ediyorum.Ratgeber'i de aynen Aykut Kocaman'ın başta Alex hakkındaki düşüncesi ve tasarruflarını değiştirip bugün kazandığı gibi Angel hakkındaki düşüncesini değiştirip,tasarrufları için kutluyorum.Angel Winner bir oyuncu.Bu oyuncuya istediği süreler vermezseniz,sok çıkar rol oyuncusu muamelesi yaparsanız verim alamazsınız ve arıza çıkar.Bunu yaşadık.Ratgeber istediği kalıba sokmaya çalıştı Onu ama olmadı.Oyunu üstüne kurmak veya süresini arttırarak daha fazla sorumluluk yüklediğinizde Angel'ın neler yapabileceğini Play Off serisinin başından itibaren Samsun Basketbol,Botaş ve gs serisinde görüyoruz.Dün de 33.46.dk.da (bence 37-38 dk.falan oynamalı) 22s.4r.5a. ile çok iyi katkı yaptı.
* Günün repliği ; Batur Abi'den ''Şu müdafa ne mübarek bir kelime''
* Maçın hareketi ; Angel'in Işıl Albeni'nin beynine koyduğu blok ve Başkan'ın mola hareketiydi.
 * Delnan.Bu nasıl kader Abi :))))))))))))
* Maçı FB TV'den anlatan yeni isim Serhan Ayaz hiç bir şeyden memnun olmayan Fenerbahçe taraftarı tarafından beğenilmemiş, Kıvanç aranıyor .Anlamak mümkün değil.Bence süper anlatıyor,sesi,diksiyonu da harika.Bravo Serhan Ayaz.
* Taraftar.En başta Ambians mükemmeldi dedim.Sol taraftaki klasik yerlerinde bildiğimiz kemik grup ( FBD ağırlıklı) mükemmel  destek verdiler.Hepsine helal olsun.Ortalar ve sağ taraf her zamanki gibi oturmaya gelmiş,çök çökçülerden oluşuyordu.Her zaman söylüyoruz be mübarekler bari alkış,ıslık yapın bir şey yapın.
* Ratgeber.Teknik olarak zaman zaman eleştiriyoruz ama röportajları beni bitiriyor.Mimikleri,sözleri taraftarı canevinden vuruyor.Dünde sırılsıklam olmuş gömleği ile konuşurken epey duygulandırdı bizi.Çok sempatik ve candan.O yüzden insan hakkında kararsız kalıyor.Şampiyon olacağız inşaallah.O zaman kalır herhalde.
* Son olarak ; Pazar 15.30'da inşaallah camianın ilk Şampiyonluğu geliyor.Bu Şampiyonluk  çok anlamlı olacak.Alalım çok şey yazacağız  inşaallah.Başarılar.........

14 Nisan 2011 Perşembe

TBBL Final 2.Maç : gs mp - Fenerbahçe 84 - 69




SALON: Abdi İpekçi Spor Salonu

HAKEMLER: Murat Biricik, Yener Yılmaz, Sinan İşgüder,

GALATASARAY MEDİCAL PARK (84): Tuğba Palazoğlu (1 ribaund, 1 asist), Doneeka Danyeli Hodges 8 (2 ribaund), Bahar Çağlar 9 (2 ribaund), Işıl Alben 8 (1 ribaund, 6 asist), Gülşah Gümüşay 2 (1 asist), Tamika Devonne Catchings 13 (10 ribaund, 3 asist), Seimone Augustus 19 (5 ribaund, 3 asist), Syliva Fowles 25 (10 ribaund, 1 asist)

FENERBAHÇE (69): Hana Machova Horakova 4 (1 ribaund, 4 asist), Birsel Vardarlı 8 (3 ribaund, 2 asist), Esmeral Tunçluer 4 (2 asist), Şaziye İvegin 6 (2 ribaund), Nevriye Yılmaz 6 (2 ribaund, 2 asist), Ivana Matovic 10 (1 ribaund), Tamara Sutton-Brown 8 (5 ribaund), Angel MC Coughtry 23 (5 ribaund, 1 asist)

1.PERİYOT:20-16
2.PERİYOT:24-17
3.PERİYOT:23-20
4.PERİYOT:17-16




******************************
 * Maalesef bizim takım ''nasıl olsa deplasmanda 1 maç kazanarak istediğimizi aldık '' modunda rahat bir şekilde çıkmış maça.O yüzden de hiç mücadele etmeden ,nefret ettiğimiz ''teslimiyetçi anlayışta'' oynadılar.
 Açık söyleyeyim sinirlendim ve bıraktım maçı izlemeyi.Ara ara skora baktığımda da 15 sayı fark her daim devam etti.Sanki anlaşmalı bir maç oynanıyordu.
* Aslında dediğim gibi 2 maçlık Abdi İpekçi serisinden en az 1 maç kazanarak saha avantajını ele geçirerek çıktık.Yani istediğimizi aldık ama kızdığım ''kafadan teslim olmak''.
* Caferağa'da avantaj bizde ama kağıt üstündeki bu avantaj mücadele etmezsek,ribauntlarda dünkü gibi ezilirsek (36-22),savunma yapmazsak,hoca yabancı tercihini yanlış yaparsa,kilit oyuncular iyi oynadıkları bir maçın ardından sahada yokları oynarsa hiç bir anlam ifade etmez.
* Avantaj bizde ama çantada keklik değil her şey.Rakipte iyi oyuncular var.
* Caferağa avantajını kullanmamız lazım.Efektif taraftar girmeli salona ve hakemler üzerinde baskı yaratılmalı. 
* Ratgeber yabancı tercihini başından beri söylediğim gibi Horokova'yı tribüne göndererek kullanmalı.
Dün Horokova 24 dakika sahada kalmış 4 serbest atış sayısından başka basketi yok.Anete kesinlikle oynamalı.Angel'dan başka skor obsiyonumuz yok kısalardan.Nevriye de artık sahne almalı.

13 Nisan 2011 Çarşamba

Galatasaray Medical Park - Fenerbahçe 84-69 (Salondan İzlenimler)

Final serisinin ilk maçını daha kalabalık bir ortamda kazanan bayan basketbol takımımız, sanki ilk maçta bize yeterli olanı aldık, gerisini Caferağa atmosferi güvencesiyle tamamlarız havasında oynayınca, serideki ikinci maçı ezeli rakibine bırakarak 1-1 eşitlikle kendi evine kağıt üzerinde avantajlı dönen taraf oldu.

Rakip ise tekrar kaybetmeleri halinde herşeyin biteceği düşüncesiyle bütün motivasyonuyla hakemlerinde müsadesiyle sert şekilde mücadele edince maçın büyük kısmında skorda kopukluğun olduğu bir oyun izledik.

Gerçi hakemlerin kötü olduğu üzerine her iki tarafta hemfikir olabiliyor ancak herkes kendi açısından subjektif baktığından kimse herhangi bir pozisyon üzerine birbirini ikna edemiyor,salondan çıkarken de galatasaraylı arkadaşla hakemlerin hangi taraf lehine çalıştığı üzerine tartışıyorduk. Zaten salonda evsahibi olan taraf hakemlerin kararlarını hiç bir şekilde beğenmez, o ortamın verdiği hırçınlıkla herkes kendi istediği gibi görür, aynı ruh hali Caferağa'da bizim üzerimize de yansıyacak.

Son zamanlarda gittiğim birkaç bayan basket maçıyla ilgili burada yazmaya fırsat olmadı. Final serisinin ilk maçı ziraat maçımız ile çakışmıştı, ikinci maça ise galatasaraylı bir arkadaşım ve onun nişanlısı ile gidiverdik. Maç vaktine doğru içeri giren diğer Fenerbahçeli tanıdıklarla da beraber maçı takip ettik.


Salona erken girdiğimizden büfeden ufak bir alışverişle tribüne yöneliverdik, burada para üstü olarak kağıt fiş verilmesi Sinan Erdem salonundaki zoraki para bütünleyici alışverişe göre daha mantıklı oluyor. Büfenin orada gördüğüm zafer kalaycıoğlu'nun suratına ise bakmak bile istemedim.

Henüz ortada ısınan oyuncular yokken az sayıda taraftar vardı, bir kısmı pota arkası boyunu da aşan arda turan pankartını yerleştirmekle meşguldü.
Zaman ilerledikçe gs oyuncularından birkaçı çıkınca alkışlar yükseldi, bizim takımın da salona geldiği ortalıkta dolaşan iki lüzumsuz Didem Akın ve Semih Özsoy ikilisinden belliydi. Semih Özsoy'un ilgisini pankart çekince önüne kadar gidip bir süre bakınarak orada ne yazdığını çözmeye uğraştı.

Bizim takımdan sahaya şut atmaya ilk gelenler iki genç oyuncu Olcay ile Ecem oldu, sarı laciverti gören taraftarlar hemen ıslıklamaya ve Fenerbahçe kaşarları... diye tempo tutmaya başladı.
Aynı sahne daha sonra parça parça diğer oyuncular geldiğinde de yaşanıyordu.

Ancak sahada henüz dört Fenerli varken ve daha ortada Nevriye Yılmaz yokken "Nevriye Nevriye .rospu Nevriye" diye tezahüratlar yapılıyordu. Nevriye takım toplu halde sahaya çıktığında daha kalabalıklaşmış olan taraftarlar tarafından büyük sevgiyle anıldı.

Matovic ile Horakova ısınmaya çıktığında da onlara protesto sesleri yükselince oyuncular gülüyordu, yabancı oyuncuların arkasından Fenerbahçe kaşarları... diye tezahürat etmeleri de ilginçti.
Neyse bir süre sonra ingilizce bildiklerini gösteren .uck you Matoviç sesleri yükseldi.
Lazslo Ratgeber'de sahaya adım attığında İvana gibi "Ratgeber Ratgeber .uck you Ratgeber" şeklindeki hoşgeldin selamlarını gülümseyerek aldı, devre arası önlerinden geçerken de aynı ilgiyi esirgemediler.

Bizim salonda son zamanlarda ışıl hariç diğer oyuncularla yabancılarla koçlarla falan böyle toplu halde sevgi gösterileri pek olmuyor. Genelde makara olsun diye yüklenilen ışıl fazla sivrilmeseydi belki onu da kimsenin ipleyeceği olmazdı, zafer kalaycıoğluna geçen sene kendimizce haklı olarak yapılan protestolar haricinde koçlarla pek temasımız olmazdı.

Takımımız anonsla resmi ısınma periyodu için sahaya evsahibinden önce çıkıverdi, aralarında Tammy Sutton Brown'un olduğunu Anete'nin kadroda olmadığını farkettim. Takım çıkarken başlayan uğultu üstüne Fenerbahçe kaşarları... temposu sonrası üçlü çekerek a.....a....koyayım Fenerbahçe şeklinde döndürmeye başladılar, üstüne mehter yaparak Fenerbahçe köpeğine şampiyon Fener yazma arzularını dile getiriyorlardı ki kendi takımlarının çıkışı anons edildi.

Takım sahaya çıkmadan önce medical park ve gs bayraklarını sallayan görevliler diziliverdi.
Maçtan önce minibüste denk geldiğimiz birisi animasyon grubu anonscusu olduğunu anlatıyordu, orada söylediği gibi tshirt-şapka yanısıra medical park check up hediyelerinin de olduğu maç öncesi ve devre arası basket atma yarışmalarını idare ediverdi. Bizim Acıbadem sponsorumuzun taraftarına herhangi bir check up falan hediye ettiğini henüz görmedik.


Evsahibi takım taraftarlarının üçlüsü ardından tribüne çağırılarak vur-kır-parçala bu maçı kazan sesleriyle ısınmaya başladılar. Sahaya çıktığı anda olduğu gibi ısınmalar sırasında da ışıl alben'e ilgi gösteriliyordu, çoğunlukla bench arkasına yakın tarafta toplanmış taraftarlar oyunculara bireysel tezahürat etme uğraşındayken anonscunun potaya basket attırma yarışması için çıkardığı sesler zaman zaman bunları bozuyordu.

Salondaki doluluk artmıştı, çoğunluğu maraton tribününde toplanan tezahürat edecek taraftarlar haricinde pota arkaları boş sayılırdı. Saha içi koltuklar zaman ilerledikçe gelen sahiplerince dolduruldu, protokolün sol tarafı sağ tarafa göre biraz daha doluydu, salonda maç vakti yaklaşık 3500 kişi vardı.

Maç başlamasına 10 dakika kadar varken birden bire arda turan büyük kaptan vs. tezahüratları başladı, uzun bir süre devam etti. Sanki salona gelmiş gibi herkes ayaklanıp kafayı protokolün oraya çeviriverdi ama kimse farkedilmiyordu, büyük ihtimal başkanları gelince mesaj vermeye niyetlendiler.

Ben salona giren Fenerbahçeli tanıdıkları bulmak için turlarken, anonscunun mikrofonu bir ufaklığa verdiği sesten anlaşılıyordu, küçük taraftar salondakilere rerere-rarara... yaptırdıktan sonra haydi cimbom haydi, tam zamanı şimdi... diye tezahürat etti.
Takım anonsları bizim oyuncuların şiddetli uğultular arasında sahaya çıkıp gene küfürler yemeleriyle son buldu.

Bizim bench yakını pota arkasında elli kişi kadar ufak bir grup taraftar duruyordu, onlar bizim hücum ettiğimiz saha ikinci yarı değişince oradan ayrıldılar.

Maça iyi başlayıp 15-1 lik bir seri yiyerek kontrolü kaybediverdik, hakemlerin verdikleri kararlar oyuncuların sinirlerini bozup sürekli itiraz etmelerine sebep oluyordu, devreye biraz daha yakın skorla gitsek iyi olur diye düşündüysekte olmadı.

Erken faul problemine girebilecek olan tamika yaptığı abartılı itirazlarına rağmen maçı tamamlayabildi, onların bu cüretkar hallerini biz ağzımız açık izleyiverdik.

Maçtan önce pota arkası tribüne yığılı duran sopalı bayraklar, ikinci devre başlamadan önce diğer pota arkasında duran ufak grup buraya geçince hızlı bir şekilde tribün liderleri tarafından hepsine dağıtılıverdi. Bizim takım bu tarafa hücum edip faul falan atarken dikkat dağıtma çabaları sergiliyorlardı.

Zaman zaman molalarda başlattıkları kupaları şirketlere bırakmayalım tezahüratı ise adı medical park olan bir takım için garip kaçıyordu. Kendi takımları faul atarken karşılıklı tezahüratlara devam ettikleri de oluyordu.
Bazen maraton tribün kendini tezahürata kaptırmışken, top bize geçince salonun geri kalanından ıslıklar yükselince onların da tezahüratı kesip baskıya yönelmesi gibi güzel örneklerde gördük.

İkinci yarı onları sıkıntıya sokacak bir performans sergileyemedik, rakipteki yabancı oyuncuların faul yaptıkları pozisyonlarda dahi provokatif tavırlar sergilemesiyle salondakilerde bu itirazlara katılıyordu, dışardan şut tehdidimiz Anete'de olmayınca zayıf kaldığından sık sık içeri katetmek zorunda kalıyorduk, dayak yiye yiye potaya ulaşmak bizim oyuncuları oldukça yıprattı ve yıldırdı.

Bizim oyuncu top rakibin ayağına çarptı diye itiraz ederken hakemler hiç oralı bile olmuyordu, Birsel darbe aldığı bir pozisyondan sonra iyice sinirlenip kenara gitmek istedi, kenara alınınca da direkt yerine oturmayıp pota arkasında ki boş alanda bir kaç tur ileri geri yürüyüp sonra yerine geçti.
Bizim salonlarda kendi kulübümüzün isteğiyle güvenlik sorumluları tarafından kendi taraftarlarına yaşatılan zulüm buralarda hiç göze çarpmıyordu. Maçı takip ederken bir yandan da bu durumları konuşuyorduk, kendi salonlarımızda hem güvenlikçilerle hem de çökçök taraftar profiliyle uğraşmaktan insanların sinirleri bozuluyordu.

Burada tribünün en ön sırasına demirlere kadar taraftarlar yığılmış, set üzerinde birden fazla kişi çıkmışken aralarda gözüken tek tük birkaç özel güvenlik ise ayakta duruyor ve kalabalık içinde kaybolmuş haldeler.

Bizim salonlarda ise en ön sıralar boş tutularak oralara güvenlikçileri oturtuyorlar, aradaki koridor boşluğuna kimsenin doluşmasına izin verilmiyor, aşağıdan tribünü idare edecek bir kişinin sete çıkmasına zor zar ikna oluyorlar.

Bunun yanısıra bir de gereksiz yerleri işgal eden pasif seyirciler nedeniyle tribün bütünlüğü sıkıntılı oluyor, Abdi İpekçi'de ise maraton tribününe oradan bileti olsun olmasın yerleşen bütün taraftarlar tezahürat etmek için gelmişlerdi. Bazen yukarılardan girilen tezahüratlar aşağıdan farklı girilen başka bir tezahüratla karışıp senkronları bozuluyordu. Genelde maçın gidişatı iyi olunca salonun oturarak maçı izleyen seyircilerini de ambiansa katmakta sıkıntı çekmediler.

Salondaki en sağlam güvenlik önlemleri bizim takıma değil de maçın hakemlerine yönelikti. Protokol tarafında alttan giriş çıkış yapan hakemler için oraya sağlı sollu ellerinde kalkanlarıyla çevik kuvvet elemanları yığılıverdi. Maçı saha içi koltuklarda oturarak takip eden polisler hakemlerin geçiş vaktinde talimatla hazırlanıyorlardı. Gerçi bu maç çoğunlukla skorda önde olmalarından ilk maçtaki kadar yabancı madde tehlikesi yaşamadılar.

Her ne kadar ilk maçtan daha sakin bir ortam olsa da, zaman zaman verilen kararlar tepki çekiyordu. Hakem noluyor, .ötün başın oynuyor seslenişleri yanısıra "şampiyon olmamız engellenemez" gibi tezahüratlar ise ulan kim sizi engelliyor, hacettepe bile size çalıştı diye bize ironik geliyordu. Azizin uşağı .bne hakemler tezahüratı bench arkasından yükseldiğinde oraya yakın olan setteki tribün amigosu bir anda o tarafa doğru onları susturmaya gidiverdi.

Nevriye Yılmaz'ın sakatlık probleminden sonra iyi durumda olmadığını önünde yuvarlanan topa eğilemediği ve fast break yediğimiz pozisyonla daha net görüverdim. İçeriden oyunlarda yaşanan sertlik dozajı uzunlarımızın yorulmasına ve zaten Fowles karşısında sıkıntılı olduğumuz ribaundlarda iyice güçlük yaşamamıza yol açtı.

Horakova rakibinin karın boşluğuna gelen dirseğini yediği anda acıyla yerde kıvranmaya başladı. Biz tribünde bu pozisyonu görünce çevredeki evsahibi seyircilerin az olduğu ortamda oha bu nasıl faul olmaz diye ağzımızdan çıkan refleks tepkiyi durduramazken; maçın hakemleri pozisyonu devam ettirdi. Önündeki pozisyonu gördüğü halde hakem eliyle devam işareti yapıverdi, oyunu da ilk başta durdurmadılar, oyuncu yerde kıvranırken bir süre devam etti.

İkiyüzlü hakemler daha sonra başka bir pozisyonda gs oyuncusu ayağı kayarak diğer sahada yerde kalıverdiğinde ise salondan yükselen uğultuyla hemen oyunu durduruverdiler.

Evsahibi takım hocası olduğundan olsa gerek maç boyu bu cesaretle yerinde duramayıp herşeye itiraz edip yalvarıp yakardı, sürekli kendi alanını ihlal ederek sahanın içine girip durması dikkat çekiciydi, bakalım Caferağa'ya geldiğinde nasıl kuzu olacak.

Takımımız maçın ardından kendi bench tarafına ters yerdeki koridordan çıkmak zorunda kaldı, tabii o tarafa yönelirken rahat bırakılmadılar.
Bizim salonda "...koyduk mu" yapılıyor olsa hemen bunu ilk falan filan yapmıştı bize ait değil diye keserler devam ettirmezler, ama buradakiler kim neyi önce yapmış umrunda olmadan maksat eğlence olsun diye yapıyorlardı.
Galibiyeti kutlayan galatasaray oyuncuları taraftarlarıyla karşılıklı cimbombomum benim biricik sevgilim... yaptılar. (şimdi yazarken zorlanınca daha iyi farkettim de cimbombomum nedir yahu kulağa ne absürd geliyor)
Ortaya davet ettikleri ışıl'dan belki de bu sezonun son üçlüsünü isterlerken, o da büyük yıldız havasıyla eli kulağında herkesi ayaklandırıp tezahüratı başlattı, bir maç önce kendisine küfür edenler bir maç sonra böyle yalamış oldular.

Salondan çıkışta galatasaraylı arkadaşla minibüse bindiğimizde, minibüs arkasını dolduran Fenerli ağabeylerle tesadüfen karşılaştım, minibüste galatasaraylıdan çok Fenerli olması da ilginç olmuş oldu.

Bizim için birçok zorlukla geçen bu sezonun sonunda gelecek şampiyonluğun anlamı çok daha büyük olacaktır. Bu nedenle Caferağa'da hem sahada hem tribünde ölümüne savaşacak bir bütünleşmeyi sergilemek için bütün hazırlıklarımızı yapmalıyız.