2 Şubat 2011 Çarşamba

Fenerbahçe - Galatasaray Medical Park 77-58 (Salondan İzlenimler)


Ezeli rekabetin uluslararası arenaya da taşındığı, top16 listesinin ilk sırasındaki ile son sırasındakinin mücadelesinde, Caferağa'nın kendine has atmosferinde yüreğini ortaya koyan kızlarımızla seride 1-0 öne geçiverdik.

Eşleşme belli olduğundan beri az sayıda olsa da galatasaray ile eşleşmekten hoşnut olmayanlar da vardı, halbuki iki sene önce kupa2'de aldıkları kupa ile avrupa bizim işimiz havalarına bürünen onlara derslerini vermek için güzel bir fırsat doğmuştu.

Her ne kadar son iki ayda takım içinde kriz ortamıyla çok fazla yıpranma ve kadrodaki değişikliklerle farklı bir yapıya bürünsekte, sonuçta Caferağa'da saha avantajı bizden yanaydı. Buna rağmen rakip taraftarlar Diana-Penny ayrılıklarıyla yaşanan gelişmeler ardından, son maçta orada iyi oynamıştık falan pohpohlamalarıyla hem oyuncular hem de kendileri gene bir umuda kapılıvermiştiler.

İstanbul'da uzun zamandır yağmayan kar ve devam eden kuru soğuklarla, akşam saatine doğru havanın kararmasıyla iyice sıcaklık düşüvermişti. Ancak Caferağa'nın önünde bu hissedilmiyordu, saat altıya yirmi varken kuyrukta önümde 250 kişi kadar vardı. Saat üçte kuyruk olunmaya başlanmış ki, maça nasıl bir ilgi olacağı belliydi.

Kuyruk yılan oyunundaki uzayan yılan kuyruğuna benzemişti, gişe önünden başlayarak dönerek arkalara uzuyor,orada bir viraj daha yapıp gene kapı gişe tarafına içe doğru uzuyordu, eğer gişeler bir süre daha açılmasa kuyruğun sonu başına karışacaktı. Sonradan gelenlerin gişe önündeki boşlukta birikmesi ile bir hengameye dönüverdi.

Ortalıkta gidip gelen kulüp güvenlik sorumluları, emniyet görevlileri en sonunda arama kontrol noktasındaki polisleri dizip, gişenin erkenden açılmasına karar verdiler.

Telefon eden geç gelecek olan arkadaş bana da bilet alın diyordu, daha önceden ona fazladan bir bilet vermiştim ama turuncu biletlerdendi, bu sefer gişede ne renk bilet var acaba derken, yanımdan geçen Pepe Metin ağabeye sordum, elinde üç-dört biletle gidiyordu, mor renkte olduğunu söyledi.

Gişenin yakınında olan başka bir arkadaş telefon ederek,yanına çağırınca bir şekilde kaynadım, önüne geçmiş olduğum herkesten özür dilerim, bu işler böyle oluyor ne yazıkki, sürekli maçlara gidenler birbirlerini kayırıyorlar.

Tabii gişeye yakın kısımlar çok şişmişti, oraya polisler amirler yığılıp ortada boş duranları sert bir şekilde kovalıyordu, herkes bir bilet alacak, biletini alan içeriye girecek, dışarı çıkmak yok demeleri üzerine itirazlar yükseldi. Neden dışarıda gelecek arkadaşlarımızı bekleyemiyoruz vs.. Tek bilet uygulamasını duyunca sıradaki yerimde dursaydım da olurmuş dedim ama tecrübelerimle biliyordum ki, daha çok karmaşa yaşanacaktı.

Sıra önümdeki arkadaşa gelince gişeden bir bilet daha istedi, çocuğum için istiyorum dersaneden gelecek demesine rağmen polisler çık o zaman kuyruktan getir çocuğunu, böyle talimat verildi diye cevap verince bu sefer amirlerle yüksek sesle tartışmaya başladı, emniyet amiri de bana ne ben galatasaraylıyım diye diklendi. Bu esnada polislerin dikkati dağılınca ben gişeden önce kendime bilet aldım, sonra zaten gişeci ufacık camdan göremediğinden, geç gelecek olan arkadaş için de bilet alabildim.

İçeri girişte de çok kalabalık bir polis yığınağı olmuştu, koridorda iki taraflı halde dizilmişlerdi, rakip taraftarın gelmeyeceği bir derbiye çok sert önlemler alınmıştı. Lavaboya gittik geldik, polis önümüzü kesip nereye gidiyorsunuz diye soruyordu, tribüne geçmek için bile polis duvarını aşmak gerekti. Tuvalette sigara içenler yüzünden içerisi de duman dolmuştu.

Daha maça bir buçuk saat varken içerisi dolmaya başlamıştı, bir süre sol taraf ön blokta zaman geçirdim. Biz oradayken oyuncularımızda salona tribünün sağ duvardibinden inerek soyunma odalarına gidiyorlardı, ellerinde sarı çiçek buketleri vardı, onları farkedince uzaktan alkışlamaya başladık, selam verdiler. Bir süre sonra Birsel ile Meral ve koç Ratgeber sol duvar tarafındaki kapıdan girip önümüzden geçerken onlara da alkış tutuldu.

Sonradan gelen arkadaş arayınca, kapıya yönelip parmaklıkların oradan ona biletini uzattım, bunu gören polisler beni çekiştirerek burada bekleme yapma diye uzaklaştırdılar. Dışarıda hala kuyruk kıyamet sürüyordu, polislerin bağırışları sırayı düzene sokma çabaları da aynı şekilde.

Soldaki ön blok biraz daha kalabalıklaşmıştı, kadınlı erkekli gelenlerle sıkışıklık artınca ben burada rahat edemem diye sol duvar dibine geçiyorum dedim, zaten bugün tribün kalabalık olacaktı, büyük ihtimal amigo Yücel'de gelip ortadan idare edeceğinden, ön alanda Ekaterinburg maçı kadar müdahil olmak mümkün olmazdı.

Montumu alıp sol taraftaki arkadaşın yanına geçiyorkan, o sırada gelen Alper ağabey nereye gidiyorsun diye sorup, olmaz burada yer var geç şuraya baskı yapacak bilinçli adamları öne topluyoruz deyiverdi, tamam da sonra geç gelenler falan buraya yığılacak diyerek sonra oradan kaçıverdim.

Tribünde gelenler üstlere yerleşip, bol bol küfür ede ede galatasaray ile ilgili ne kadar eğlenceli beste varsa söylüyordu. Biraz büfenin oraya koridora çıkarak Ünifebten eski tanıdıklarla sohbet ediverdim, salon küçük olunca gelen geçen bir sürü tanıdıkla karşılaşmak mümkün oluyor.

Salona giren herkesin macerası farklı şekilde oluyordu, bugün dışarıda bayağı sıkıntı vardı. Sağ tarafa çıkılan merdivenin oradayken salona tribünden giren galatasaray menajeri müge erdem yanımızdan geçiverdi, bu sefer otuz avans veriyoruz diyerek sataştım, lig maçından sonra dışarda karşılaşınca yirmi avans verdik gene olmadı diye laf atmıştık.

Ben tekrar sol tarafa geçiverdim, tribünden yeni bir beste yükseliyordu, güzeldi ama bu maç sırasında yeni bir şey öğretmeye çalışarak riske gerek yoktu. Sonra bir ara ortadaki sete ercan turabi çıkınca eyvah dedim, umarım amigo Yücel gelir diye. Baktım kendi grubunun söylediği besteleri etrafa yönlendiriyordu ama üstlerden Kuşandık sarı laciyi Saracoğlu yokuşlarında...Haklıyız Kazanacağız bestesi yükselirken hiçbir reaksiyon göstermeden susuverdi.

Üst taraflar iyice kalabalıklaştı, kaşar ışıl sesleri geliyordu ama ortada gs oyuncusu yoktu, cimbom pabucu yarım çık dışarıya oynayalım sesleri yükseldi. Lacivet ve sarı... avrupa fatihiymiş galatasaray.. gibi birçok beste döndü.

Yöneticiler henüz gelmediğinden, emniyet amirleri de dışarda olduğundan, henüz kimse de sete çıkmadığından, salonda maç öncesi bol bol küfür yankılanıyordu, maç öncesi yorulmak doğru olmasa da, zaten normalden çok daha fazla kişi geleceğinden üst tarafın enerjisi yeterli gelirdi.

Bu arada anonscu Mustafa Özben yerine gelince bizim oyuncuların çıkmaya hazırlandığı anlaşıldı, zaten kapının oradan içeride sabırsızlıkla bekledikleri görülüyordu. Haydi şimdi bütün eller havaya...Fener geliyor cimboma da koymaya... tezahüratıyla ortalık inliyorken içeride duran oyuncuların da ellerini havaya kaldırdığını görmek gülümsetti.

Alemin kralı geliyor... sesleri anonscunun feci gaz veren sesiyle boğuluverdi, adamın haykırışlarından tezahürat duyulmuyordu. Oyuncular koşarak sahaya çıkıverince, hiçbirşeye değişilmez senin sevgin bu dünyadaa... sesleri ortalığı kapladı.

Sahaya ellerinde çiçeklerle giren oyuncularımız, buketleri sol tribünlere fırlatmaya başladı, Birsel ise direkt saha içinde her zamanki yerinde duran tekerlekli sandalyedeki taraftarımızın yanına giderek çiçek demetini ona verip sarıldı.

Kısa koşularla başlayan resmi ısınma periyodunun başında tribünden Fenerbahçe buraya sesleri geldi, duydukları gibi hemen tribüne doğru bir iki adımla alkış tutarak hızla dikey tek hat koşu düzenine dönüverdiler. Arkalarından vur kır parçala bu maçı kazan sesleri geldi.

Üstlerden Herkes yılar Nevriye Yılmaz tezahüratı uzun bir ısrarla gelince en uzakta bench dibinde koşu yapan Nevriye tribüne dönüp alkış tuttu, elini kalbine götürdü.

Birsel Vardarlııı tezahüratı girilecekken, sahaya sarı kırmızılı oyuncular girince ortam bir anda onlara odaklanıverdi, saha ortasında toplanırlarken salondan ıslıklar yuhlamalar ardından kaşar ışıl sesleri yükselmeye başladı.

Bir süre daha onunla uğraşan tribünler buraya gelmeyen Fenerli olsun diye bağırınca, orta sahaya doğru bir iki adım dönerek sol tribüne alkış tutuverdi, çok matrak bir görüntüydü, bunun üstüne tribün teklifi biraz daha değiştirdi. Tabii kendi oyuncularına tezahürat edecekken onların sahaya çıkışıyla bu faslın uzaması ilginçti.

Ben büfeye gidip su stoklaması yapayım diyerek kalabalık içinden yardırdığım sıralarda sarı lacivert Yücel yerini almıştı, ona tezahürat ediyorlardı, uzun bir süre sahaya inip omuzomuza yaptırması için bastırdılar, inmezse küfür ederiz diyorlardı ama yok bırakın artık takıma tezahürat yapın diyordu.

Büfede bardak su 1 lira, suları da güvenlik kararı gereği ambalajını açarak vermekte ısrar eden büfeci çocuk, biraz ısrar edince sadece göstermelik olarak ucundan kamış girecek kadar bir delik açarak bıraktı, aldığım dört tane suyu duvar dibinde montların yanında stokladık.

Maç başlamasına yakın üst soldan gelen istekle kollar açılıp sahaya dönülerek amigo Yücel'in başlatmasıyla avaz avaz bestesi söylendi, birkaç kere girilen yüreğini koy ortaya bestesiyle de oyunculara mesaj iletilmişti.

Isınmaların sonu gelirken, bütün salon milyonlarca yapıverdi. Anonslar ile maç öncesi duvarda duran bayraklardan hangi ülkenin hakemleri olduklarını tahmin ettiğimiz hakemler anons edildi, ardından galatasaray oyuncuları anonsları ıslık uğultu eşliğinde yapıldı. İlginç bir şekilde iki taraflı dizilmiş gs oyuncularının anons edileni büyük bir coşkuyla birbirlerini iterek dövercesine keyifle sahaya yollamasına tribünden tepkiler yükseldi, cimbombom kudurdu, .arrak diye tutturdu..

Ardından bizim oyuncular alkışlarla anons edildi ve kanaryasın sen bizim canımız... tezahüratı girildi. Geri sayımla omuzomuza yapılarak maça girildi, daha yarısına gelmeden hücum eden rakibe ıslıklarla basılacakken top kaybı yaptırarak iyi bir giriş yapıyoruz.

Üstüste hücumları boş geçmeleri, bloklar falan derken savunma sağlam duruyor, top bize geçince tribünden giy formanı çık sahaya yüreğini koy ortaya... tezahüratı giriliyor. Top rakibe geçince üstte ufak bir grup bunu sürdürüyor, aşağıdakiler sahaya baskıya yöneliyor, top bize geçince hep beraber kaldıkları yerden katılarak söylüyoruz.

Takımın müthiş arzulu girişi, taraftarın coşkusu derken erkenden sekiz sayılık seriyle mola aldırıyoruz. Molada da tezahüratlar kesilmiyor, oyuncular alkışlarla sahaya dönüyor.

Rakipte bize eşleşmelerde sıkıntı yaratabilecek Bahar'ın müdahalelerine tepki verilirken yabancı hakemlerde faulleri çalarak rakibin kırıcı sertliklerine cezayı kesiverdi, faul hakları çok çabuk doldu.

Oyuna girdiğimiz ilk beş dakika ile sonraki beş dakika farklı bir senaryo işledi, bu sefer mola sonrası ön alanda baskı kurarak Horakova'nın oyunda olduğu sıralarda bizi hatalara sürüklemeye uğraşıp, dış şutlarla dengeyi kurdular.

Tabii sayı farkının erimesi falan tribünün özgüvenini bozamazdı, Fenerbahçe koy oley ooo.. cimbomboma koy oley tezahüratı devam ediyordu. Rakip oyuncular molalardan sürekli sahaya geç gelip hakemlerin uyarısını alıyordu, zaman zamanda topu oyuna sokacaklarına sahadaki beşli biraraya gelip kümeleşiyordu, ama ne yaptılarsa maç sonunda fayda etmedi.

Periyot sonuna doğru karşılıklı sayılarla önde tamamlayabildik, anonscunun istekli olması coşkulu olması güzeldi de, bazen sesiyle tezahüratları eziyordu.

İkinci periyot oyun kontrolü gene bizde gözükse de sarı kırmızılılar augustus'la orta mesafeden şutlarla direniyordu, angel ekarte olduğu anda sayıya ulaşıyordu, fowles ise topu içerde almak için uğraşsa da sıkıştırmalar yüzünden zorlanıyordu, onu iyi savunduğumuzu görmek ortamdakileri daha da şevklendirerek baskı uğultusunu artırıyordu.

Karanlık gecelerimin yıldızı sen oldun kanarya.. gibi bence yanlış bir tezahürat yükseldi ama kısa süre sonra kesildi. Kanaryaaa Kanaryaa sen göster mücadele boyun eğme kimseye... tezahüratı biraz dönüverdi, bu arada molada amigo Yücel yukarıdakilere bağırmaya başladı, arkadaşlar fazla sayı farkı yok,top onlardayken yukarıdaki herkes tezahürat etmesin, üstte ufak bir grup sürdürsün, geri kalanlar aşağıdakilerle beraber ıslık yapsın diye uyarılarda bulundu.

Periyodun sonuna doğru Nevriye'nin hakemlere birkaç pozisyonda faul itirazları oldu, bu arada sayı farkı kapandıysa da sonunda bizim için saldır Fenerbahçe sesleri eşliğinde başarılı bir hücumla devreyi önde bitirdik, sağlam bir mücadele oluyordu. Oyuncular alkışlarla Fener sesleriyle yollandı.

Yanımda duran arkadaş hasta hasta geldiğini söylüyordu maçtan önce tezahürat edemem diyordu ama bu salonda ortama kapılmamak imkansızdı, ikinci devre sanki takımla beraber oynuyormuşcasına sahadakilere seslenip duruyordu, etraftakilerinde ilgisini çekti, açıkçası sahaya yakın olan kısımlarda onun gibi 50 kişi olsa muhteşem bir baskı kurulabilir diye düşündüm ama duvardibinde önümüzdekiler çok agresif değildi. Sol merdiven çıkışı altındaki kutu bloktakiler ise düdüklerle ıslıkları başlatıyorlardı, ikinci devre oraya havalı kornalarıyla gelenler de olunca gürültü dozajı artıverdi.

Devre sonuna doğru tekrar tribüne dönenlerin yerleşimiyle tezahüratlar yükselmeye başladı, önümüzde şut atan gs oyuncuları ikinci devre bize karşı hücum edecekti. Bu salonda sol köşeye taraftar baskısı önünde hücum etmek onlar için kolay olmaz dedim, eğer tribünde iyi baskı, top bize geçince de kısa tezahüratlar yaparsak bu devre daha rahat geçer dedim.

Büyük destek eşliğinde başlayan üçüncü periyoda maça girdiğimiz gibi bir savunma ateşiyle başlayınca tam istediğimiz düzen kuruldu, sertleşip faul yapıyorlardı ama faulleri de isabetli atıyorduk.

Saldır Fenerbahçeee..bizim için oyna koy cimbomboma oooleeeey Saldır Fenerbahçeee tezahüratı müthiş bir coşku yapmıştı, herkes zıplayarak atkılarla bunu söylerken üstüste sayılar potaya ulaşıyordu fark açılmaya başladı, top onlara geçince kornalar düdükler ıslıklar rakip pas hatalarıyla topu birbirine atamaz oldu, bize geçen topla tekrar yukarıya kulak vererek bu günün en etkili tezahüratına katılıyorduk, mola almak zorunda kaldılar, coşku devam etti.

Üçüncü periyot sonu yeryüzünde gökyüzünde bir fırtına kopar.. tezahüratı girildi, skorda rahatlamıştık, Meral'e yapılan faul ardından güçlü bir şekilde girilen hızlanarak şiddetlenen Fenerbahçe oley sesleri Caferağa'yı inletti, laylalayla.. Feenerbahçee diye tezahürat edilirken , tezahürat sırasında da faullerde 2de2 atılabiliyormuş, mesele oyuncuda dedim. Periyot bitimiyle bütün salon her zaman her yerde en büyük Fener diye inleyiverdi, kuyruklarını kıstırıp benchlerine giden rakip oyunculara doğru haykırılıyordu.

Amigo yücel bir tek sana tutuldu kalpler giriverdi, kısa bir süre söylendikten sonra herkesin elleri ısrarla havaya kaldırmasını işaret etti. Ne yaptıracak acaba derken sağa sola aşağı yukarı demeye başlayınca kendi tayfası haricinde üsttekiler uymayıp ararım sorarım ararım seni heryerde ...cimbombom nerde diye bağırmaya başladılar.

Dördüncü periyot genel olarak farkı muhafaza etmekle geçti, zaten dört faul alan Angel bir daha hiç girmedi, sonra Ivana'da dörtleyince Nevin oyuna dahil oldu, slyvia ile top aldırmama mücadeleleri çok ilginç bir itiş kakış oluyordu. Birsel ise bu devre enerjisini yitirmeyip hem hücum hem savunmada her yerde bitiverdi, tribünleri bayağı gaza getirdi ya da tribünler onu gaza getirdi, herneyse.

Yakınımızdaki ışıl'a atılan topu yakalayamayınca oradaki herkesin işaretlerle taşması çok güzeldi, o gürültüde meğersem hakem faul vermiş ama kimse duymamıştı, ışıl dahi arkasına bakamadan uzaklaşıyordu.

Fenerbahçe çok pis koyar... söyleniyorken amigo Yücel etrafa seve seve diye söyleyin uyarısı yapıyordu.

Seni sevmek deli gibi yürek ister.. tezahüratıyla atkılar havada uçuşuyordu, top onlara geçince ise sol tribünün ıslık enerjisi zayıflarken, havalı kornaların gürültüsü ile idare ediyorduk, oyunun kontrolümüzde olması ve rakibin bu salonda bizi yenemeyeceğinin güveniyle bayağı erkenden 3.40dk kala samanyolu yapılıverdi. Ardından işte böyle her sene böyle cimboma böyle koyarlar... diyerek ortalık inleyiverdi.

Son iki dakika yukarıdakiler sallasana sallasana mendilini adnan polat kurtarsana... diye girecekken protokolün orada biri dikiliverdi, amigo Yücel'e bakarak işaretler yapınca dönüp susturmaya uğraştılar. Onların inadına daha yüksek sesle girmeye kalkınca bu sefer o emniyet amiri merdivenlerden tribüne geliverdi, settekilerle konuşup yukarıdakilere de bağırarak tartışmaya başladı, oradan da tepki geliyordu, amigo Yücel'in boşvermesiyle yanına çıkıveren ercan'da küfürlü tezahürat girilmemesi için onun yerine yukarıdakilere laf etmeye başladı. Omuza dokunarak rütbeli amirin geldiğini onun talimatı olduğunu yukarıya işaret ediyorlardı, böyle böyle son dakikalarda ortam biraz sessizleşti.

Yapılan bir baba hindi ile kalan saniyeleri geçirip cimboma bindirdikten sonra ayaklanarak oyuncuları alkışlayıverdik, son dakikalarda oyuna giren Tammy'de kaldığı yerden bir aslan terbiyesi ile geri dönüş yapıverdi, ama daha çok idman yapıp hazırlanması gerekiyor.

Fenerbahçe sen çok yaşa canım feda olsun sana... tezahüratlarıyla süreyi tüketen oyuncularımız daha çağırmaya gerek olmadan hemen tribünün önüne doğru geliverdi. Yukarıdakiler kaldırsın kaldırsın parmak kaldırsın diye bağırırken aşağıdakiler oooo senkronu ardından Sarııı diye bağırmıştı bile, bunun üzerine karşılıklı Sarı-Lacivert-Şampiyon-Fener yapıldı.

Onlar yöneticilerle tebrikleşip giderlerken, sol üstten herkes yılar Nevriye Yılmaz tezahüratı yükseliyordu, dönerek taraftarlara el sallayıp öpücük yolladı. Tribün yavaş yavaş pankartları toplayıp dökülmeye başladı, bu arada hala tribünde kalanların ilgisi daha sonra sahaya röportaj için dönen Birsel ve Meral'e yöneldi, bravo diye alkışlara alkışla karşılık verdiler, aynı şekilde koça da sevgi gösterileri oldu.

Bir galibiyetin daha keyfiyle dışarıya dökülüverdik, iyice giyinerek tedbirli olmak gerekiyordu. Gelen geçen tanıdıklarla tebrikleşerek ayaküstü konuşurken, Şaziye ve birkaç genç oyuncumuz çıkıverdi, onlarda oynamasalar da tebrik edildiler.

Zalgiris maçında görüşürüz diyerek etraftakilerle vedalaşarak dönüş yoluna koyuluverdik, Fenerin kraliçeleri de umarım cuma günü 2-0 yaparlar, kısmetse bizde orada oluruz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder